Aklımdakiler Köşesi
La Süpürgesiyle Dünya Turu 11
İtiraf et, düşlediğin bir ilkbahardı,
Aydınlık ideallerle dolu bir dünya,
O zamanlar yaşamın
Parıltılar saçan kupasında
Gençliğin henüz köpüren iksiri vardı.
Zavallı yüreğim! Sen kaçırdın mutluluğunu,
Kasvetli günler gelmekte -ve de-geçmekte…
Ve şimdi itiraf etmek istemiyor musun sen de,
Düşlediğinin bir ilkbahar olduğunu.
Natalia Ginzburg´un İşte Böyle Oldu romanıyla ilgili bir yazı okurken rastladım bu şiire. Rilke´nin şiiriymiş. Sevdim ve hemen sana da duyurmak istedim. Rilke, ünlü bir Avusturyalı şair ve romancı. René Karl Wilhelm Johann Josef Maria Rilke ise tam adı. Bayağı kısaymış. Gerçi bunu benim gibi uzun adlı birinin söylemesi bir tık paradoks olsa da malum insanım. Çenem durmaz. Hoş parmaklarım da geveze. Bir alıcı kuş gibi dolanır kelimelerin üzerinde. Her birine konar. Alır sızar süzer ve hooop damıttıklarını kağıtlara ikram eder. Konu dağıtmakta da üstüme yok. Güya Rilke´nin şiirini konuşacağım. Laf lafın mayası cidden. Gençliğinde bahar düşlemeyen var mı? Mümkünsüz bir durum. Zaten ilkbaharın gelmeyişi herkesin onu düşlemesiyle ilgili. Bir sürü âşığı olan bir divan şiiri gülü gibi mübarek. Vefasızlık ve kaçmaktan başka bir şey kalmıyor ona da. Aklıma şu da geliyor ki sorun herkesin düşlemesi de değil. Elini taşın altına koymamasında. Hem pastam dursun hem karnım tıka basa doysun kafasını nesilden nesile kaşıkçı elması gibi aktarmakta. O baharı önce içimizde açtırmak kaçınılmaz vazifemiz. İçin kış ise dışın kara kış olur. Dene ve gör. Ya da zaten biliyorsun. İsimsiz kadın da buradan sınav oldu. Bir pansiyonda kalıyordu. Bir evi ve düzeni yoktu. Yalnızlığını yalnızlığıyla paylaşıyordu. Bir gün dalına Alberto diye biri kondu. Kırklı yaşlarında annesiyle yaşayan ve başladığı işleri yarım bırakan Alberto İsimsiz kadınla ilişkisini tamamına erdirdi. Roman bu ya. Bir de kader galiba. İsimsiz kadın öyle de tutulmadı Alberto´ya ama hayranlık dolu bakışlara teslimiyet kadınlığın şanından oldu. Yoksa kadınlığın zaaflarından mı demeliydim.? Neyse, ona sen karar ver. Evlendiler ve gökten üç elma düştü. Buraya kadar ne güzel değil mi? Üç elmanın düştüğü kişilerin ikisi malum. Alberto ve İsimsiz kadın. Son elmanın sahibi olan baş Giovanna´ya ait. Evli ve çocuklu Giovanna, Alberto´nun kadim ve tüm zamanlara hükmeden aşkıydı. Daha doğrusu öyleymiş. Ben de İsimsiz kadınla birlikte öğrendim. Rilke şiirinin ilkbaharı oldu mu sana sonbahar. Hem de yaprakların en sarısı, yağmurların en durmazından. İlkbaharı dışarıda aramak İsimsiz kadına pahalı çıktı. Alberto, Rilke şiirlerini seviyor, Rilke´nin kitabını elinden bırakmıyor. Karısına da okuyor bunları. Ölen çocuklarına da okuyor muydu, bilemiyorum. Kesin olan şu ki bir bahar arayışı var. Yaşamın parıltılar saçan kupası kime yetişeceğini şaşırdı. İsimsiz kadının payına düşen ortada. İsmi bile yok yani. Kadının adı yok diye de bir mesele var hani. Belki gerçekten bu dünyaya çok başını çevirmemeli kadın. Varlığının kuyusundaki bahçeyi beslemeli, ışık demetleri saçmalı, kendini hatırlamalı. Bir adı olmalı ama cenneti selamlayan özel ülkesinde. Kutsal bir kâseye dönüşmeli bedeni ve ağlayan dünyanın gözlerini şefkatle silip, “Ben geldim ve sakin ol, yaşadım dediklerin sadece bir rüyaydı.” demeli. Zaten ışık, zaten bahar olan niye dışarıda arasın ki bunları. Üstelik yok, gece gündüz Âşık Veysel gibi yollara düşsen de mekânlar değiştirsen de hatta ola ki bir zaman makinesine denk gelip asır asır gezsen de heeeep aynı hikâye. En iyisi mi dur durduğun yerde. Neden demeyi de bırak. Sade ve sadece yaşa. Rilke de okuyabilirsin veya Âşık Veysel. Süpürgeleri yoktu bu adamların ama ruhları uçuk kaçıktı. Sen de öylesin bir yerde. Usluluk masalı anlatıldı sana çokça, inandın işte. Yaramazlık da var hamurunda bir o kadar. Ne eksikse ekle onu aşurene. Et bile katanlar var, güzel olmuyor bence ama yapmış işte yahu. Baharını da içinde inşa et. Dışarısı bir ayna. Lâ lâ uçmayı sürdürelim. Buralarda kal.




