Aklımdakiler Köşesi
Lâ Süpürgesiyle Dünya Turu 13
Giovanni Verga´dan selamlar.
İstiridye gibi sabit kalmak mı yoksa kabuğunu kırıp ilerlemek mi?
Hayatta cevaplanması gereken soru hep aynı. Belki de tek soru. Yoook! “Belki” yi de atıyorum. Cevaplanması gereken ve hak ettiği cevap gelmezse de cehenneme ruhlarımızı fırlatıverecek tek soru. Hele bir de Sigmund Freud girerse işin içine. Tüm yaşam öğretilerinizin üzerine harika bir cila olur. Freud´u sevmeyen çok. Ben sevenlerdenim. Çünkü az sevilen insanları sevmeyi iş edindim kendime. Ruhsal planımda böyle bir emir var diyorum. Gönlümüze düşen şaka değildir. Aldığımız her nefes pek bir ciddidir. Bilirsin kıymetli can. Nereden vardım Freud´un az sevildiği kanısına, defaten işittim birilerinden. Sonra savunmaya geçtim ansızın, niyeyse. Dedim ya, ezelden yazılmış kurulacak cümleden işitilecek lafa, ezgiye, yenilecek buğday tanesine kadar. Teslim oldum. İşte, böyle. Neydi?
Giovanni Verga´nın selamı vardı. Toplumcu gerçekçiliğin tokadı en şefkatsiz olanından ve bu nedenle de en şefkatli olanından. İşte Malavoglia´lar romanını yazmış Verga ama ne roman. Bana Tevfik Fikret´in Balıkçılar şiirini hatırlattı. “Bugün açız yine evlatlarım diyordu peder…” dizesi düşüverdi aklıma. Umarım yanlış yazmadım. İşin özü yok yoksulluk, acı, ölüm, ayrılık temaları elinizden öpüyor. Bunlar olmasa zaten mis gibiydi hayat da. Şimdilik devam edelim muhabbetimize. Yaradan bir şekilde bizi uyandıracak bu garip rüyadan. Bu kült roman, Sicilya´nın Aci Trezza kasabasındaki bir balıkçı ailesinin trajik yaşam mücadelesini anlatıyor. Ailenin büyük oğlu Ntoni askere çağrılıyor ve onun gidişiyle kederin ve çözülmenin her deseni, tonu, rengi dansa başlıyor ailenin tepesinde. Baba, denizde boğuluyor, anne kolera salgınında sizlere ömür oluyor, kızlar içinse geleneksel kalıpların değişmez kâbusları sıraya giriyor. Asıl düğüm noktası torun Ntoni ve dede Ntoni sarmalında tezahür ediyor. İşte Freudyen teori cuk yerleşiyor bu dede-torun savaşının merkezine. Torun Ntoni, ideal benliğinin peşinde, doğuştan getirdiği sınıfsal kabuğu kırmak istiyor, ailesinin beklentileri ise bir duvar gibi önüne dikiliyor. Dede Ntoni´nin sembolize ettiği rolü anladınız. Elbette kendisinin gençliğinde yaptıklarını torununa devretmek. Yani gerçek benliği, istiridyenin kabuğunu, toruncuğunun da sahiplenmesini istiyor. Bu arada Freud´un yanına Carl Rogers da ekleniyor. Bireyin içinde bulunduğu mevcut durumu temsil eden gerçek benlik ile bireyin olmak istediği başarılı ve değerli hâlini temsil eden ideal benlik dede-torun özelinde cayır cayır bir savaş olarak yaşanıyor. Kim haklı? İstiridye mi, dede mi, torun mu?
Bir balıksanız herhalde sudan vazgeçmemelisiniz. Ancak akvaryuma tıkılmak da tek seçenek olmayabilir. Kafayı ve kabuğu kırıp okyanusa merhaba diyebilirsiniz. Ayağınıza taş değecek ama. Hani öyle bir dua var ya gerçekleşmesi imkânsız. Ondan dedim. Değecek yani o taş. Gözüne falan gelmedikten sonra ayağına taş geliversin biraz, dert etme. Freud Amca´nın ideal benliği uğruna konfor alanını terk edersen, torun Ntoni gibi, yolculuğun başarıyla taçlanacağı gibi ateşten bir gömlek olarak da sırtına geçirilebilir tatlı hayat tarafından. İkisi de mümkün. Yani gerçek benlik ile ideal benlik arasındaki mesafeyi yürümek ve kapatmak deli işi. Çoğunluk zaten istiridye seçeneğini işaretliyor. Hakkıdır, zaten Kur´an´da da çokları bilmezler, çokları akletmezler diyor. Anlaşıldığı üzere, akıllı demek deli, deli demek akıllı demektir bir yerde. İşte o yeri bulmak mesele. Kendi yerini. Parmak izi gibi. Biricik. Sana özel. Unutturdular ama sen özeldin. Özelsin. Bi üfür şu tozları. Dede Ntoni´yi dışlamak zorunda değiliz. Torun için de garanti veremeyiz. Ama topal karınca Kâbe için ne diyordu, “Yolunda ölürüm ya!”
Yaaa! Adı güzel kendi güzel okurum. Ölüm kapıda, vakti saati belli Yaradan´ın katında. Tik tak Tik tak…Zamananne, zamanbaba, zamankardeş, zamandost akıyor. Sen de ak. Sonuç belliyse, seçimimiz neyin uğrunda neyin yolunda öleceğimiz. Hangi bayrağı devredeceğimiz. Dede Ntoni gibi de yaşayabiliriz, asıl dert bizi Yaratan, gönlümüze hangi tohumu ekti, “var git kulum yeşert bunu” diye. Görüşelim dostum, aklımdasın, gönlümdesin…



