Aklımdakiler Köşesi
Lâ Süpürgesiyle Dünya Turu 14
“Tanınmamak Maskesi” nden bahsedeceğim bu hafta sana can okurum. Çünkü Lâ süpürgemi vurdum yola ve ezelden tanıdığım birinin peşine düştüm. Evet, bıraktım işi gücü, takip ettim onu. Kim olduğu önemli değil. Biri işte. Senin benim gibi. Dünya telaşı ve ahiret kaygısında. Olmamak için dostunun yüz karası kazanma peşinde bir ekmek parası. Çoluk çocuğu da var. Beklentileri büyük olan aile büyükleri ve toplum da yapışmış yakasına. Hasta usta da oluyor arada. Bir ilaç vitamin kurtarıyor günü neyse ki. El âlem ne der düşüncesiyle gülüyor ya da ağlıyor bazen. Gönlüyle arası iyi değil. Daha doğrusu gönlü ona küsmüş. Arkadaş sohbetlerinde saçına düşen kırlara gidiyor aklı bazen ve dalıyor gözleri annesinin onun için üzülmüşlüklerine. Kabre koyduklarının sayısı arttıkça kırışıklıklarına olan takıntısı da büyüyor. Ölüm korkusunun tüm iliklerine yapıştığını söyledi geçenlerde. Geldiği yaşın hayli üstünde gösteriyor. Haksızlık olduğunu düşünüyor bu yaşlı görünmenin. İnsanların meraklı soruları ve bakışları da kafasının içindeki karıncaların trafiğini daha bir artırıyor. Bu arada ekmek parası dediysek öyle kötü sayılmaz hâli vakti. Değirmen ağarması olmamış yani bütün ömrün birikimi. Ama bir şey eksik işte. Tat tuz eksik. Yok, olmamış diyorlar ona işitmek istemese de. Hatta kulakları az duyuyor ki yaşıyla uygun değil bu da. Henüz duymalı o kulaklar kuşların selamını. Erken kapanış yapıyor ama organları. Ömrün kepenkleri inmek için fırsat kolluyor sanki. Kalbi yoklama çekiyor zihnine ve anahtarlar uzatıyor eline, hadi aç bu karanlıkta bıraktığın odalara da gir diye. Ufaktan tehdit eder gibi bakışları bir yandan, öyle masum değil hiç ve bizim takibimizdeki dosta “vaktin azalıyor” diyor. Bizim takibimiz, dedim, çünkü artık birlikte takip ediyoruz onu. Birtakım güçler tarafından ölmeyecek kadar “genç” ama artık bazı hususlarda hoş görülemeyecek kadar “yaşlı” kabul ediliyormuş. Kendisi söyledi. Ona öyle demişler. Kim demiş? Evrensel güçler. Az işiten kulakları fısıltıları acayip duyuyormuş. “Asla” dediği bazı şeyleri yapar olmuş. Büyük konuştuklarındanmış bazı yaptıkları. “Artık” dedi, bana geçenlerde, “Büyük konuşmuyorum.” Sessizliği daha çok yeğler olmuş. Allah´ın düşünceleri, yani tek gerçek düşünceler, sessizlikteymiş. Onun yalancısıyım ya da doğrucusu. Karar senin. “Tanınmamak Maskesi” takmış. Kendisini tanımayan insanların içinde bir ben çıkmış ondan, ondan içeri. Nasıl olduysa artık? Takip ettiğimi anladığı hâlde kızmadı bana. Aslında ben olsam kızardım. Utanç ve merakı birlikte yaşadığım süre boyunca sohbet ettik. Çatışmayı merakım kazandı. Mecburdum. Yani, O, istemedikçe yaprak bile kımıldamıyorsa benim de meraklanıp iz peşine düşmem mümkün olmaz herhalde. Niyetim iyi. Zaten kim olduğunu bilmiyorsunuz ve bilmeniz bir olasılık dâhilinde değil. Dönelim şu maske işine. Tanınmıyorsun o maskeyi taktığında ve içinden başka bir benlik fışkırıyor. Şu Freud Amca´nın dediği “ideal benlik” türü bir şey olabilir. Kurmadığın cümleleri kuruyorsun, başka bir işte çalışıyorsun, aynı işi yapsan bile tarifsiz bir tatmin içindesin, ruhsal varlığın fışkırıyor yer yüzüne ve sen ilk defa nefes alıyorsun. O güne dek sadece biyolojik biçimde solunum yaparmışsın meğer. Nefes ve solunum aynı şey değilmiş yani. Cehaletine uyanırken bilmeyip de bildiğin sandığın tüm bilgiler sırtından iniveriyormuş ve sen akıllı olduğun kadar aptal iyi olduğun kadar kötü ve güzel olduğun kadar çirkin olduğunu da bir iyi idrak edip fotoğraf çektirmediğin hâlde ve mecbur da hissetmeden “gülümsüyormuşsun.” Samimiymiş her tavrın. Yer gök samimiyetmiş yani. İnsanların taktığı maskelerden farklı bu samimiyet maskesi. Aslında maske kalkıyor aradan. Malum, Allah ile araya bir şey giremez. Sen, ben, aracılar girdi zannetsek de mümkün olamaz ki bu. Ama bizi yavaş yavaş zehirler samimiyetsizlik. Ölmemek için fareler gibi koşar herkes o nedenle bir yudum yakınlık için. Yoksa bir lokma bir hırka en aç gözlüsüne bile yeterdi bence. İnsan cidden çok ruhani bir varlıktır. Bedenini de sürekli ruhu için doyurmaya çalışır. Ama çetin bir sınava gönül vermiştir öte yandan: “Samimi ve dürüst olmak.” Şuna buna değil. Kendine. Öz benliğine. Kura´an´da der ya, öz benliğinize zulmetmeyin diye. Zor, vallahi çok zor işimiz. Modern yaşamın cazı sazı bir ora bir bura çekiştirirken, etlerimizi yolarken nefsimiz ve nefesimiz haram kılınırken suret-i haktan görünen şeytanlarca, bu kulcuk canımızla ne edelim biz? Tek çare “Cümle işde vacib Ol´dur her kula” dizesi. Aklımdaki bu işte. İzini sürdüğüm dostun selamını ileteyim satırım sonlanmak üzere çünkü. Dünyadaki rolünüze çok da anlam yüklemeyin, salise kadarlık bir şey, soran olursa herkesin gözünün yaşındayım ve hiç de akıp buharlaşmam dedi. İlginç bir tip. Şu rol meselesini haftaya görüşelim. Hoşça kal canım.



